![]() |
Cahiliye toplumlarında "düşünmenin insana zarar verdiği" şeklinde batıl bir inanış hakimdir. Bu büyük yanılgı, aslında şeytanın, insanların Allah'ın ayetleri üzerinde düşünmelerini engellemek için kullandığı başka bir taktiktir. Şeytan insanlara verdiği bu telkin sayesinde düşünmenin onları zora sokacağı, yorulmalarına sebep olacağı gibi bir telkinde bulunarak, onları Kuran'dan uzak tutar. Hatta cahiliye toplumunda fazla düşünmenin insanı delirteceğine inanılır. “Fazla düşünme, delirirsin”, “fazla derine dalma boğulursun”, “çok düşünme kafayı yersin” gibi sözler toplumda oldukça yerleşmiştir. Bütün bunlar, şeytanın diğer oyunları gibi birer aldatmacadır. Aksine insan düşünmediğinde, düşünmemesinden kaynaklanan akılsızlıklardan ötürü pek çok sıkıntı yaşar.
Bu bakımdan düşünmemek insanların kendi kendilerini kandırmak ve gerçekleri görmezlikten gelmek için kullandıkları en yaygın yöntemlerden biridir. Ancak düşünmediklerinde sorumlulukların ortadan kalkacağı yönündeki inanç çok büyük bir yanılgı, büyük bir aldatmacadır. İnsan istese de istemese de, düşünse de düşünmese de, sorumluluklarında bir eksilme ya da farklılaşma olmayacaktır. Çünkü Allah herkesi iman etmekle ve Kuran ahlakını yaşamakla sorumlu kılmıştır. Her insan dünya hayatında denenmektedir ve er ya da geç görmezden geldiği gerçeklerle yüz yüze gelecektir.
"... Atalarımıza da (bazen) şiddetli sıkıntılar (bazen de) refah ve genişlikler dokunmuştu..." (Araf Suresi, 95) der, ve gaflet içindeki yaşamlarına devam ederler. Her belayı ve felaketi tesadüflerle, doğal nedenlerle açıklamaya çalışır, bunun bir hatırlatma olduğunu unutmaya, düşünmemeye çalışırlar. Başlarına gelen felaketleri anlamazlıktan gelerek, "tesadüflerin yanılgısı, büyük bir doğa olayı, zaten bekleniyordu, her toplumda böyle olaylar olur, büyük bir şanssızlık" diyerek, kendilerince bir açıklama getirirler. "Bu Allah'tan bizlere gelen bir uyarıydı" diyemez, böyle bir ihtimali dile getirmekten dahi çekinirler. İşte bu da şeytanın bir diğer taktiğidir.
Nitekim kendilerine Allah'ın azabından korkmalarını, Allah'ın ayetlerine uymalarını hatırlatan elçilere "Eğer doğru söylüyorsanız, şu tehdit (ettiğiniz azab) ne zamanmış?" (Mülk Suresi, 25) şeklinde meydan okuyan cevaplar verirler. Ya da "Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir." (Mü'minun Suresi, 83) gibi ifadeler kullanarak çirkin bir cesaret gösterirler. Oysa Allah Araf Suresi'nin 95. ayetinde bu çirkin davranışlarının karşılığında bu kişilerin "kendileri hiç şuurunda değilken, kıskıvrak yakalandıklarını" ve çok büyük bir azabı hak ettiklerini haber vermektedir. Al-i İmran Suresi'nde insanlar, o zorlu günde tüm insanların nasıl bir ruh halinde olacakları hakkında düşünmeye şöyle davet edilirler:
|
|---|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|---|